confessions

boyblue

bronze - Yazar

  1. toplam giri 78
  2. takipçi 0
  3. puan 814

science adventure

boyblue

otakuturk.net/foto
Science Adventure, Türkçe ismiyle "Bilimsel Macera", 5pb, Nitroplus ve Chiyomaru Studio tarafından yayımlanmış bir dizi bilimkurgu görsel romana verilen başlıktır. bu isim internette çoğunlukla "sciadv" olarak kısaltılarak kullanılır. Serinin şu anda altı ana görsel romanı ve birçok spin-off hikayeleri mevcuttur.

Ana oyunlar:
- Chaos;Head: Serinin ilk hikâyesi, microsoft windows platformu için 2008'de yayınlanmış ve güncel bir versiyonu ertesi sene Xbox 360 konsoluna gelmiştir. Playstation, iOS, Android, PlayStation 3 ve Playstation Vita platformları için portları da takip eden senelerde yayınlandı. bu hikâyede eve kapanmış bir hayat süren takumi'nin bir cinayete tanık olduktan sonra gördüğü sanrılar ve polis tarafından "yeni jenerasyon çılgınlığı" olarak bilinen bir dizi cinayetin sanığı oluşu işleniyor.

- steins;gate: serinin kronolojik olarak ikinci ve popülaritede birinci hikâyesidir, 2010'da geçen bu hikâyeyi içeren görsel roman orijinal olarak xbox 360'a 2009 yılından geldikten sonra Windows ve iOS portlarına kavuştu. Geçtiğimiz sene playstation 4, playstation vita ve nintendo switch için yayınlanan Steins;Gate elite ise tamamen anime adaptasyonundan alınan ve daha fazlası eklenen animasyonlarıyla farklı bir görsel roman formatına kavuşarak windows ve iOS portlarına kavuştu. hikâyede kazara zaman yolculuğunun kapılarını açan okabe rintarou ve ev arkadaşlarının geçmişe yolladıkları e-postalarla geleceği etkilemesi ile olaylar gelişiyor.

- Robotics;Notes: serinin üçüncü ana hikâyesi olan bu görsel roman ise 2012'de xbos 360 ve playstation 3 için yayınlanmış ve elite versiyonuna kavuşmuştur. Hikâye, kaito ve lisedeki robotik kulübünden arkadaşlarının gerçek bir dev robot yapmaya çalışmalarını konu alır.

- Chaos;Child: serideki dördüncü ana hikâye. 2014 yılında çıkış yapan bu hikaye, chaos;head ile tematik olarak aynı hikâyeyi ele alsa da chaos;head'deki seri cinayetler ile aynı tarihlerde meydana gelen cinayetleri çözmeye çalışan takuru ve arkadaşlarını konu alıyor. takuru, sonraki hedeflerin arasında kendisinin ve bazı arkadaşlarının da olduğunu öğreniyor, olaylar gelişiyor.

- Steins;gate 0: serideki beşinci ana hikâye ve en ciğer dağlayanı diyebilirim. 2014'te yayınlandıktan sonra 2018'de bir anime adaptasyonu çekilen bu hikaye orijinal steins;gate'in sonunda geçtiği için konusunu kısaca da olsa yazmamayı tercih ettim. gördüğünüz gibi zaman yolculuğu unsurunu içeren serilerde spoiler'lar zamanın ötesinden de gelebiliyor...

- Robotics;Notes DaSH: serinin altıncı ana hikayesi olan bu hikaye ise robotics;notes'a direkt devam niteliğinde ve robotik kulübünün eski üyelerini ele alıyor.

Yan hikâyeler:

- Chaos;Head Love Chu Chu!, Chaos;Head'in hikâyesine direkt devam olarak konumlandırılsa da ele aldığı olayları bir romantik komedi olarak işliyor.
- Steins;Gate: Darling of Loving Vows ise okabe rintarou'nun serideki diğer karakterlerle romantik ilişkiler kurduğu alternatif senaryoları okuyucunun tercihlerine göre sunan birden çok sona sahip bir hikâye gibigörülebilir. direkt olarak dating sim demeye yemedi şu anda d:
- Steins;Gate: Variant Space Octet ise non-canonical, yani seride gerçek olarak kabul edilmeyen bir olay örgüsüne sahip bir oyun ancak görsel romandan çok yazı tabanlı bir macera oyunu kendisi.
- Steins;Gate: Linear Bounded Phenogram: Steins;Gate evreninde paralel dünya çizgilerinde (paralel evrenlerde) geçen 11 ayrı hikâyeyi bizlere sunuyor. hikâyelerden ikisi okabe'yi merkezinde konumlandırırken geri kalan hikâyeler serinin yan karakterlerine odaklanıyor.
-Chaos;Child Love Chu Chu!!: Chaos;Child evreninde bir yan hikâye olarak konumlanan bu hikâyede de chaos;child'ın olay örgüsünde garip olayların tam ortasına kendisini atan takuru'yu bu aptallığı yapmak yerine bu olayları görmezden gelerek serideki kızlarla zaman geçirirken görüyoruz. şahane.
- 8-bit ADV Steins;Gate: Nintendo Switch için 2018'de çıkan bu oyunda Steins;Gate'i 1980'lerdeki macera oyunlarının stilinde deneyimleyebiliyorsunuz.

bu serilerin tüm ortak noktaları bize sunulan hikayelerin bilimkurgu türünde olmaları. gerçek bilimsel konsept ve teorileri temel alan bu hikâyelerin kurgu yanını ise tokyo'da ve japonya'nın internet ağında sıklıkla duyabileceğiniz şehir efsanesi unsurları oluşturuyor. oyunlarda size yabancı gelecek tüm bilimsel terimler ve şehir efsanelerinin kökenleri sunuluyor, bu yüzden hikâyelerden kopmadan olayların bağlamını anlayabiliyorsunuz. oyunlarda hayatımızı ve fiziksel varlığımızı şekillendiren en temel unsurlar hakkındaki düşünceler ele alınıyor, örneğin Chaos;head ve chaos;child gerçekliği değiştirebilen bireyleri ele alırken steins;gate bilimkurgu hikayelerinin en büyük unsurlarından biri olagelen zaman yolculuğu konseptini ele alan en bilindik eserler arasına girmeyi başarıyor. hikayelerde psikozlara, sanrılara sahip ana karakterler ve onların tuhaf arkadaşları hikâyedeki esas kadroyu oluşturuyor ve hikâyeleri hiç kesişmeyen bu karakterler karşılarında aynı gizemli antagonist yer alıyor: commitee of 300. bu hikayelerde dünya hakimiyeti için her türlü kötülüğü yapabilecek bir organizasyon olarak yer alan komite aslında ismini 1727 yılında ingiliz aristokratlar tarafından kurulan bir küresel örgütü hakkındaki bir komplo teorisinden kökenleniyor. iş yine dönüp dolaşıp rotschild'lara geliyor yani.

görsel romanlarda çoğunlukla gördüğümüz üzere birden çok sona sahip bu hikayelerde oyuncular hikayelerdeki gidişatı kendilerine verilen bir interaksiyon mekanizmasıyla etkileyebiliyorlar. Chaos;head ve chaos;child'da ana karakterin belirli tetiklenme zamanlarında negatif olaylar içeren kabuslar mı yoksa pozitif delüzyonlar mı görebileceklerini belirleyebiliyorsunuz ve her seferinde üçüncü bir seçenek olarak size delüzyonlardan kaçınarak gerçek akıştan kopmamanız seçeneği de veriliyor.

otakuturk.net/foto
Steins;gate ise size gelen belirli kısa mesajlara verdiğiniz cevaplar üzerinden okabe rintarou'nun farklı bilgiler edinmesini sağlamanız prensibiyle ilgileniyor. eğer mesajlaşmalar üzerinden bir konuşma yürütmeyi tercih ederseniz okabe edindiği ekstra bilgilerle hikâyenin farklı taraflarından haberdar oluyor ve olay örgüsü de o yöne doğru ilerliyor. tabii ki bunun tersi de doğru, olay örgüsünün bir yönüne ilerlerken bir başka olası sondan vazgeçmiş oluyorsunuz.

otakuturk.net/foto
robotics;notes ise bu telefonla etkileşim mantığını bir tablet bilgisayar ve uygulamaları üzerinden yürütmenizi sağlıyor.

otakuturk.net/foto
sonuç olarak kendisini geliştiren stüdyolara büyük başarı getiren bu hikâyeler anime adaptasyonlarıyla da büyük ses getirdi. bence bu dünyaya girmeyi siz de bir düşünün, olay örgüleriyle uzun süreler geyiğini çevirebileceğiniz harika evrenlerden bir tanesidir bu.

makise kurisu

boyblue

otakuturk.net/foto
steins gate serisinde okabe rintarou ile karşılaştıktan sonra serideki olayların merkezindeki yerini alan dahi. öyle böyle bir dahi değildir kendisi, serinin 2010 yılında başlayan olay örgüsünde 18 yaşında (Japonya'da lisede üçüncü sınıf için varsayılan yaş) olmasına rağmen Victor Qondria Üniversitesi'nin beyin araştırmaları programında yer alıyor ve üniversite öğrencilerinin katıldığı seminer programları için çağırılıyor.

Okabe ile karşılaştıktan ve Okabe'nin keşfettiği anomalileri gördükten sonra serinin ilerleyen bölümlerinde dehasına git gide daha da hayran olmamak elde değil. Kurgu açısından konuşuyorum elbette fakat o seri içerisinde insan beyni ve zaman yolculuğu gibi evrende gördüğümüz en karmaşık iki konsept hakkında kimsenin aşamadığı zorlukları aşmasıyla hayranlık uyandırıyor.

Bu karakteri popüler yapan bir diğer yanı da elbette kendisinin tsundere kelimesinin sözlükteki karşılığı olması. aşırı tatlı sahneleri var. bu sebeple anime izleyenlerin arasında herhangi bir en popüler waifu listesinin zirvelerine oynaması doğal bir durum.

dehası, ilgi duyduğum konulardaki hakimiyeti ve tabii ki tsundere karakterini gösterdiği anlardaki eşsiz tatlılığı sebebiyle en favori anime karakterim olacak ve öyle kalmaya devam edecek karakterdir kendisi <3

hayabusa2

boyblue

otakuturk.net/foto
jaxa (japon uzay araştırma ajansı) tarafından 2010'daki hayabusa görevini takiben 3 Aralık 2014 tarihinde fırlatılan uzay aracıdır. Dünya yakınından geçen 162173 Ryugu asterodinin çevresinde bir buçuk yıl boyunca dolanarak incelemeler yapmış ve ardından 27 Haziran 2018'de bu astreoide indirdiği araçlar aracılığıyla örnekler toplamıştır. Geçtiğimiz günlerde Dünya'ya geri dönmek için yola çıkan aracın 2020'nin sonlarına doğru geri dönüşünü tamamlaması beklenmekte. dikkatli planlamalar ve ince ayarlamalarla hazırlanılmış ve toplamda 6 yıl sürecek bir görev yani Hayabusa2, 5 yılını tamamladık bu hesaba göre.

bu görevin bende hayranlık uyandıran tarafı da tam olarak bu. uzayda gezegenimizin yakınından geçtiğini belirttiğimiz bir asteroidden örnek almamız 6 yıl sürüyor. uzayın uçsuz bucaksızlığı hakkında bir fikir verebilir. tabii ki japonların harika planlaması da bu görevin hayranlık uyandıran diğer tarafı: dünya'nın yakınından yüksek hızla geçen, sürekli hareket halinde olan bir cisme uzay aracı gönderip o aracın cismi mükemmel bir şekilde takip etmesini sağlamak, o araçtan yabancı cisme küçük araçlar indirmek ve bu küçük araçlar aralığıyla o cisimden örnek toplayarak dünya'ya geri getirmek dile bile kolay değil. ve araçlara verdiğiniz komutlar aracın o anki konumuna göre ancak dakikalar sonra ulaşabiliyor. bizim de bir gün bu noktalara gelebilmemizin mümkün olmasını temenni ediyorum.

linux

boyblue

otakuturk.net/foto
kendimi bildim bileli bir windows kullanıcısı olarak sürekli elimde kalan çer çöp donanıma uygun ve eli yüzü düzgün bir dağıtımını kurmak istediğim ancak kendisi ile uğraşmaya pek yanaşmadığım işletim sistemi çekirdeği. sanıldığından çok daha yaygındır zira günümüzde milyarlarca akıllı telefona güç veren android de bu tabanın üzerinde yükselen bir işletim sistemidir ve bilgisayarlarımıza internet sitelerini servis eden birçok sunucu da linux kullanır.

yanlış hatırlamıyorsam eski sözlük yazarlarından suzuki-san bunu aktif olarak kullanırdı. aklımda kalmış.

ubuntu

boyblue
en ünlü linux distrosudur. bazı üniversitelerin bilgisayar laboratuvarlarında windows'a oturum açmadan önce bu arkadaşla yüzgöz olmak durumunda kalabilirsiniz zira bilgi işlem birimleri linux bazlı bir sunucu üzerine sanal sistemler kurarak bilgisayar laboratuvarlarını yönetilmesi kolay bir hâle getirmeyi tercih ediyor.

weaboo

boyblue

otakuturk.net/foto
Japon pop kültürüne sinir bozucu bir şekilde takıntılı kimseler için kullanılan ifade. genellikle "weeb" olarak kısaltılır ve Japonya'yı dünyanın en büyük ekonomilerinden birine ve zengin bir tarihe sahip gelişmiş bir ülke olarak değil de animelerin diyarı olarak gören, japonların bizim gibi iki eli ve ayağı olan ve işinde gücünde yaşam süren insanlar değil de her daim altyazıyla konuşan renkli saçlı robot savaşçısı şirin insancıklar olduğu zannında olan bedbaht animecilere yakıştırılırdı. artık günümüzde her bir animecinin birbirlerine karşı "weebsin olum sen loser'sın git bir hayat kur kendine" geyiği yaparken kullandıkları bir kelime oldu.

miraie

boyblue
"Japonya'da weaboo yaşamı sürmek nasıldır, on farklı animede izlediğimiz lise hayat kalıbına aşina olan biri Japonya'da gerçekte bir lise hayatı sürse neler olur" diye spesifik bir merakınız varsa sizi tam da bu merakınızı gidermeye yönelik olarak eğlenceli bir YouTube kanalının sahibi miraie ile tanıştırayım. kendisi arada bir trap/techno türü müziksel şeyler de çıkarıyor ama japonya'daki hayata weeb gözünden bakmanın da kendince eğlenceli bir tarafı olduğunu bu kanalda gördüm diyebilirim. bu arada japonya'daki yaşamını kıskanmadım ki ;-;

Kanal linki: https://www.youtube.com/channel/UCB18IliCiBeraa8oysaTZSQ

supermarine spitfire

boyblue

otakuturk.net/foto
İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne ait ilk yekpare metal tasarımlı ve tek pilotlu avcı uçağı. 1938'de hizmete girdi ve bütün II. Dünya Savaşı boyunca Kraliyet Hava Kuvvetlerine hizmet etti. 1950'lere kadar Kraliyet Hava Kuvvetleri tarafından kullanıldı. Baş tasarımcısı R.J. Mitchell'dır.

Türkiye'ye değişik zamanlarda değişik modelleri gelen bu uçak Rolls-Royce Merlin motoruna sahip, ince ve yuvarlağımsı kanatları sayesinde çok keskin dönüşler yapabiliyor ve çok hızlı gidebiliyor. İki kademeli (kapalı, tam) kanatçıklara sahiptiler. En büyük rakibi Messerschmitt BF-109 tarafından hız, tırmanma ve dayanıklılık açısından alt edilse de çok iyi tasarımı sayesinde kazandığı manevra kabiliyeti ile üstünlük kazanmış bu uçak, İngilizlere topraklarını tekrar hediye etmiştir diyerek abartıya girebileceğimi düşünüyorum. İkinci dünya savaşında ingilizler için o denli önemliydi kanımca. Ayrıca Spitfire'ların uçak gemilerinden kalkması için tasarlanmış Seafire modeli de vardır.

Teknik Özellikleri:
Mürettebat: 1
Motor: 1 x Rolls-Royce Merlin 45M
Güç: 1,470 HP
Kanat Açıklığı: 11.23 m.
Uzunluk: 9.12 m.
Yükseklik: 3.11 m.
Azamî Hız: 600 km/saat
Uçuş Tavanı: 11,280 m.
Silah Donanımı:
4 x 7.7 mm. (.303 kalibre) Browning makinalı tüfek
2 x 20 mm. Hispano top (Kaynak: Wikipedi)

Kendisini the prodigy'nin spitfire isimli şaheser parçası ile tanıdığım bir avcı uçağı. ikinci dünya savaşı dönemi savaş uçaklarına merak sarmama sebep olmuştur zira tasarımı açısından kazandığı avantajlarla kendisinden kağıt üstünde çok daha üstün birçok avcı uçağına karşı üstün gelişini ufuk açıcı buluyorum.

pintipanda

boyblue
Kendisi ile ilk karşılaşmam geek festival avrasya'nın 2016 ayağına denk gelir.
söz aldığı panelde oyun ve yayıncılık sektörü hakkında söyledikleri ilgimi çekmişti. Çoğu Twitch yayıncısının aksine seviyeli bir çizgiye sahip olduğu için çok beğeniyorum kendisini. Yayında kendisi oyun oynarken izleyicileri kanser olur falan ama bence yayın izlemenin zevki o şekilde çıkıyor. Speedrun yapanları halihazırda izliyorum zaten ayrıca. Bırakın adam hata yapsın, yanlış yoldan gitsin, drop'u es geçsin... Geyik çıkıyor işte, rahat olun :d

zaibatsu

boyblue
Meiji dönemiyle II. Dünya Savaşının sonu arasındaki tarihi dönemde Japonya'da ekonominin önemli kısımlarını kontrol eden sanayi ve finans şirketlerini ifade eden terim. Geniş aile şirketleri gibi ama bir sektörde tekeli elinde tutan türden. Japonya'nın dört büyük zaibatsu'su Mitsubishi, Mitsui, Sumitomo ve Yasuda idi. Hükümet tarafından korunup kollanmış, ticarette ayrıcalık tanınmış, askeri alımlarda öncelik tanınmış ve vergilerden muaf tutulmuş gruplardır.

mitsubishi

boyblue

otakuturk.net/foto
Mitsubishi Group, (Japonca: 三菱グループ), Japonya merkezli şirketler grubu.

1870'te kurulan ve İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Japonya'nın işgali sırasında dağıtılan bir zaibatsu. Şirketin eski üteleri markayı ve mirası paylaşmaya devam ediyor olsa da grup şirketleri ortak kontrol altında değil ve resmi olarak bağımsız durumda.

Logosuna da yansıdığı gibi, grubun üç ana şirketi bulunmakta:

1. The Bank of Tokyo-Mitsubishi UFJ, Ltd.
2. Mitsubishi Corporation
3. Mitsubishi Heavy Industries

Grup, Japonya gayrısafi yurt içi hasılasının %10'unu oluşturmakta. (yıllık bazda 500+ milyar dolar gelir) korkutucu bir ekonomik büyüklük. Bünyesindeki şirketlerin arasında bakkallarımıza ürünleri bırakan mitsubishi canter'ları üreten mitsubishi motors da var, klima reklamlarını sıkça gördüğümüz mitsubishi electric de, fotoğraf makinesi dendiğinde akla gelen ilk üç markadan biri olan Nikon da.

mitsubishi a6m zero

boyblue

otakuturk.net/foto
Mitsubishi A6M (零式艦上戦闘機 Rei Shiki Kanjō Sentōki) (anlam: Sıfır Tipi Uçak Gemisinde Üslenen Avcı Uçağı, kısaca: Rei-Sen / 零戦, Zero-Sen / ゼロ戦, Zero / ゼロ), uçak gemileri için tasarlanmış, II. Dünya Savaşı'nda Japonlar tarafından çok etkili biçimde kullanılmış alttan tek kanatlı, tek kişilik, hafif bir avcı uçağı.
Hizmete girdiği 1940 yılının Kōki (皇紀: İmparatorluk Takvimi)'nin 2600 yılına tekabül etttiği için 2600'nun son hanesi olan 0'dan alınarak 'Rei Şiki (Sıfırıncı Tip)' diye adlandırılmıştı. Takma adı 'Zero fighter'dır. "A6M"lerin, kara üslerine konuşlandırılmış avcı uçağı, uçak gemisine konuşlandırılmış avcı uçağı, avcı bombardıman uçağı, pike bombardıman uçağı, roketlerle donatılmış saldırı uçağı, uzun erimli kamikaze uçağı, önleme uçağı ve iki kişilik eğitim uçağı gibi uyarlamaları vardır. "A6M"nin daha dar kanat açıklığı olan bir avcı uçağı uyarlaması Müttefik Kuvvetler'ce "Zeke" olarak adlandırılmıştır. Uçak gemilerinde kullanılan tipi, hangara daha rahat sokulup çıkarılmasını sağlamak amacıyla katlanabilir kanatlı yapılmıştır.

1940 ile 1945 yılları arası Japon İmparatorluk Deniz Kuvvetlerine hizmet etmişlerdir. Muhteşem manevra kabiliyetleri ve uçuş mesafesinin yüksek olması nedeniyle II. Dünya Savaşı'nın en çok üne sahip uçaklarından biri olmuştur. (Kaynak: Wikipedi)

görenlerin çoğunun kaze tachinu filmi ile tanışmış olması muhtemel japon savaş uçağıdır. İkinci dünya savaşı zamanında Çin semalarında A5M modellerinden alınan sonuçlar, Japonya hava kuvvetlerinin yeni savaş modeli uçağını 4km irtifada 270 knot (500km/s) hızda uçabilen ve 3km irtifaya 9.5 dakikada çıkabilen, uçuş gücünü iki saat boyunca koruyabilen ve ekonomik seyirde 6 ila 8 saatlik süreye çıkabilen ve bütün bunları uçağa bağlı iki adet 20mm top, iki 7.7mm makineli tüfek ve 60kg ağırlığında iki bombanın yanı sıra tam teşekküllü bir radyo iletişim setini üzerinde taşırken manevra kabiliyetini en az a5m modelleri kadar koruyabilen ve kanat açıklığı taşıyıcı gemi üzerinden kalkışın sağlanması için 12m'den kısa olan bir uçağın imal edilmesini istemesine yol açtı. Herkes bunun imkânsız olduğunu düşünürken Mitsubishi'nin baş tasarımcısı jiro horikoshi, bu gereksinimlerin karşılanabileceğini söyledi. Ancak kendisine göre bunun için tek yol, söz konusu uçağın olabildiğince hafif olmasının sağlanmasıydı. bunun için sumitomo metal industries tarafından geliştirilen ve formülü gizli tutulan bir alüminyum alaşım kullanılarak gövdesi imal edilen uçak, diğer uçaklara nazaran çok daha hafif bir gövdeye sahip olması nedeniyle manevra kabiliyeti açısından karşı koyulamaz bir seviyedeydi ancak bu, yakıt deposu dahi korunmayan bu uçakların vurulduğunda yakıt tanklarının alev alarak patlaması gibi çok büyük bir dezavantajı beraberinde getirmişti.


otakuturk.net/foto

Zamanında Amerikan donanmasına ve hava kuvvetine çok zorlu anlar yaşatan bir uçak olmayı başarmış bir modeldir kısacası. Japon mühendisliğinin bir önceliği öyle ya da böyle sağlayabileceğinin canlı kanlı kanıtı olmuştur. Mühendisliği açısından ikinci dünya savaşında İngiliz hava kuvvetlerinin meşhur Supermarine Spitfire'ından sonra en çok hayran olduğum savaş uçağı modelidir.

kaze tachinu

boyblue

otakuturk.net/foto
kaze tachinu (rüzgar yükseliyor), hayao miyazaki'nin 2013 yapımı animasyon filmidir. 1923 Büyük Kanto Depremi'nden öncesinde geçen film, Mitsubishi A6M Zero avcı uçağını tasarlayan Jirou Horikoshi'nin hayatını alternatif bir şekilde ele alıyor. Fujioka'da geçirdiği çocukluğundan beridir uçuşla ilgili düşlere dalan bu meraklı Japon mühendis, rüyalarında İtalyan havacılığının öncüsü Giovanni Battista Caproni'yi gördükten sonra aldığı ilhamla çalışır ve kanto depremi'nin, aşkın ve kaybın arasında rüyasının peşini bırakmaz. Film, çalışma azmiyle rüyaların dünyayı nasıl şekillendirebileceğini göstermekte.

Tür: Tarihi, Dram, Romantik
Süre: 126 dakika
1

barış özcan

boyblue
10 kasım üzerine çektiği videosu ile hayao miyazaki'nin kaze tachinu'sunu gündeme taşımış ve filmin ana karakteri Jirō Horikoshi'den Mustafa Kemal Atatürk'e Vecihi Hürkuş'a, Nuri Demirağ'a, Sabiha Gökçen'e çektiği çizgilerle bir ulusu kalkındıran çalışma anlayışını gözler önüne sermiş. çok duygusal bir hikâyeydi, miyazaki filmlerinin bir cahili olarak bugün yarın kesinlikle izleyeceğim söz konusu filmi. Miyazaki ilk kez kendi filminin gösteriminde gözyaşlarını tutamadığını söylüyor, kaze tachinu oldukça özel bir film olmalı.

türkçe çevirilerde çok hata var o yüzden ingilizce altyazılı izliyorum diyen izleyiciler

boyblue
hoppala, dur derhal savunmak istiyorum şu anda bu görüşü. haklılık payımız var çünkü.

şöyle ki, anime izlemek için birkaç yol var ve hiçbiri yanlış değil. animesini ispanyolca dublajla amuda kalkarak izleyene de itirazım olmaz yani, baştan söyleyeyim. ( ̄y▽, ̄)╭
ama japonya'da japonca konuşan seslendirme sanatçılarının ne dediğini anlayabilmek zorundayız, değil mi? burada iki seçenek var, japonca bilir ve direkt olarak izleyebilirsin, bu en ideali. ancak biz japonca bilmeyen faniler için çevirmenlerden faydalanmaktan başka seçenek yok. bu noktada çevirmenlerin ve teknik ekibin kalitesi çok önemli ve bu ekiplerin tek görevi biz izleyicilere anime izleme deneyimini japonca biliyormuşuzcasına aktarabilmek. bunu birileri ne kadar iyi yapabiliyorsa biz de animeden o ölçüde zevk alabiliyoruz.

sorun şu ki anime bölümlerinin kaynağı raw paylaşım grupları ve onlardan bu dosyaları ilk elden alanlar ise dev sub grupları oluyor. Japon televizyonlarına yeni bölümü düşen ya da blu-ray'i çıkan serilerin Japonca'dan İngilizce'ye saatler içerisinde dönüştürüldüğünü görüyoruz. Türkçe altyazı gruplarımızı detaylı bir şekilde bilmiyorum ama eminim ki hızlı ve kaliteli çalışma yapan gruplarımız var. Ancak onlar için başlangıç noktası bu İngilizce altyazılı bölümler oluyor çoğunlukla. Direkt olarak Japonca'dan Türkçe'ye çeviri yapan gruplarımız var mı? bilmiyorum ama yüksek bir ihtimal vermiyorum buna. bu da demek oluyor ki türkçe çeviri grupları ingilizce altyazılı bölümlerin erişilebilir olduğu andan itibaren çalışmaya başlıyor. ingilizce konuşabilen biri olarak benim için iki seçenek doğuyor burada: ya şimdi İngilizce altyazı ile yeni bölümü izleyebileceğim, ya da bizim çeviri gruplarının çeviri ve encoding işlerini tamamlamalarını bekleyeceğim. Bu da bana ingilizce altyazının birinci avantajını getiriyor: hız.

ikinci avantaj ise elbette çeviri kalitesinde. "hatalar oluyor mu, olmuyor mu?" kıstasına bakacak olursak yine az önce belirttiğim sebep geçerli, bizimkiler de ingilizce çeviriden yola çıkıyor. Yani "çevirinin çevirisi" durumu söz konusu. Japonca'dan İngilizce'ye çeviri yapılırken kaybolan nüanslar var zaten halihazırda, bu benim japonca öğrenme isteğimin altında yatan sebeplerden birisi hatta. e bir de bizim gruplar ingilizce'den türkçe'ye çeviri yaparken ister istemez üzerine kendi hatalarını ekliyorlar. animeyle aramda iki dil bariyeri birden oluşuyor. bu da ingilizce altyazının ikinci avantajı: doğruluk.

üçüncü avantaj ise bizim çeviri gruplarını bilmememden kaynaklı olarak çektiğim ayrı bir dert: bazı çeviri grupları başta belirttiğim "anime izleme deneyimini olduğu gibi aktarma" ilkesini çiğneyerek çeviride ve encoding'de fantezilerini koşturuyorlar. acayip fontlar, komik olmaya çalışan çevirmen notları gırla gidiyor haliyle. tamam, "bana mahallede wolverine recep derler" esprisine çok güldüğüm doğrudur ama çevirmenlik stand-up kafasıyla yapılmamalı, içerikle izleyicinin arasında durmak büyük yanlış. bir yandan chihayafuru gibi serilerde de japon edebiyatına ait unsurlar türkçe'ye çevrilirken mahvoluyor. ingilizce'ye çevirilerde de olan sıkıntılar bunlar ama ingilizce çevirilerde büyük özverilerle edebi değeri korunan japon dizelerine de şahit oldum ben. üçüncü avantaj ise bu noktada ortaya çıkıyor: kaliteye güven.

konunun her bir detayını açarak anlattım ama bu düşünceyi savunmamın esas sebebi kısaca türkçe çevirilerin ikinci el içerik konumundaki ingilizce çevirilere kıyasla üçüncü el içerik konumunda olmasıdır. Japonca'dan Türkçe'ye direkt çeviri yapan fansub grubumuz varsa yiğitlerimizi tanımayı isterim. Zira ana dillerine hakim olmaları durumunda İngilizce çeviride rastlanılmayacak kaliteye ulaşabilirler.

otaku türk üyeleri nerede

boyblue
Dwaila'ya katılıyorum, insanlar değişti. Çoğu eski yazarın artık sözlük bir yana bir şeyler izlemeye bile vakti olmayabiliyor. animeye olan ilgileri de sönebiliyor insanların bir noktadan sonra, hayatta değişim kaçınılmaz bir şey. bize de tersi yönde bir değişim yaşayarak animeye sarmaya başlayan yeni yazar adaylarına kucak açmak düşer.

sözlüğün yakın geçmişi nedeniyle de yakınlaşmayanlar vardır elbet. badireler yaşandı öyle ya da böyle. şahsen ben olanlardan sonra yine de türkiye'de anime alt kültürünün birleşmesi ve iyi temsil edilmesi idealine değer verdiğim için sözlüğe geri döndüm ama geri kalanların bunu yapmamış olması da anlaşılabilir bir durum.

instagram

boyblue
günümüzün popüler ticaret platformudur. insanlar için uzun süredir "ideal bir günlük yaşam" şovu yaptıkları bir yerdi. bilirsiniz ya "şuraya gittim bunu yedim içtim" paylaşımları bu platformun tamamını oluşturuyor. ve eğer siz de ideal günlük yaşamınızı düşünürseniz içerisinde birçok arzu nesnesi olduğunu fark edeceksiniz. facebook ise sosyal medya platformlarında kendi ekonomisini oluşturmaya ve onu döndürmeye çalışarak dev kâr marjı kazanan bir şirket. facebook marketplace de bunun için var, instagram üzerindeki ticari hesaplar da bu amacı güdüyor. insanlar birbiriyle paylaştığı, afedersin doğrusu birbirlerinin gözlerine soktuğu yaşamında bulunan bu arzu nesnelerini gösteriyor birbirlerine, koca bir reklam yaşantısı dönüyor sonuç olarak.

oyunu kuralına göre oynuyor herkes yani.

ders çalışmak günahtır

boyblue
uzattığım okulumda son bir süredir bu tür bir zihniyeti güttüğümü fark ettim. gerçekten çalışmaktan günah işlemekten kaçınır gibi kaçınıyorsa bir insan, büyük bir sıkıntı vardır ortada. düşünsenize, beyin denilen organ teknik olarak rölantide çalışabilen bir şey değil. eğer odaklanmazsanız kendisi bir şekilde düşüncelere dalıyor otomatik olarak. onu kullanmazsanız kullanılmayan kasların eridiği gibi eriyip gidiyor. hayatta her şeyin daha verimli ve kolay bir yolunu bulmayı başarabilen bir organ bu ve sekiz milyar insanda da değişik değişik, farklı alanlara yatkın beyinler var.

ve bu kadar farklı bireyler olan bizlerin ortak bir derdi var: bugünlerde kendimizi gelişmemiz öngörülen alanda gelişmeye zorlarken buluyoruz. kendimizi "daha ilginç" işlerle uğraşırken buluyoruz mesela. sınav haftası geçene kadar oturup şaheser nitelikte çizimler yapan, yazılar yazan arkadaşlarım vardı her zaman. sonra sınav sonuçları canını sıksa da o hafta sınav baskısı altında yaptığı iş dillere destan nitelikteydi. sonra alakasız bir bölümü kazandıktan sonra o çizimleri yapıp yazıları yazmaya hiç zaman bulamadı belki de. sınava girip tercihlerini yaparken aklında sevdiği, ilgilendiği alan yok elbette. orası baştan faul. bu toplumda sabit gelir düşünülebilir tek seçenek çünkü.

bu yüzden üniversitede istediği bölümde olmadığı için ders çalışmaktan kaçınan insanlar gibi garip bir durum ülkemizde aşırı yaygındır. Çocukları ilgi alanlarına yönlendirmek yerine herkesin "eksiklik"lerini kapatarak tek bir mükemmel kalıba göre öğrenci yetiştirmeye çalışıyoruz. eksikliklere odaklanırsan iyi yönlerinle yakalayabileceğin fırsatlar elinden kayar gider doğal olarak. eğitim sistemi bize bunu yapıyor. neden? çünkü modeli geçmiş, miadını doldurmuş bir eğitim sistemini kullanıyoruz. fabrika işçisini, mükemmel devlet memurunu yetiştiren eğitim sistemi uzun bir süredir tüm ülkelerin işine yarayan sistemdi çünkü sanayileşme devrinde yönergelere kusursuz bir şekilde uyabilen, yeterli genel kültürü ve alanında teknik birikimi olan bireyler bir ülke için çok değerli olan "iş gücü"nü oluşturuyordu.

devir çok değişti. artık robotlar ve sanayi 4.0 denilen kavramı emin çapa senelerdir anlatmaktan bıktı, herkes bu değişimin ne olduğunu ezberledi ama nedense bunu biz uygulamaya koyamadık. şimdi ise eski model eğitim sistemimizin gelip geçen sayısız milli eğitim bakanı tarafından defalarca yamalanmış versiyonu ile baş başayız ve bu sistem, içinden mükemmel bir şekilde geçen bir öğrenciyi bir üniversitede ders veren bir profesör yapabilir ancak. diğer alanlar için her zaman veremediği, eksik kalan bir şeyler olacak. bir akademisyen adayı olarak dikkat çekmek istediğim nokta bu: toplumumuzun akademsiyenden başka her şeye ihtiyacı var. ortalık üniversite mezunu ve yüksek lisans öğrencisi kaynıyor. bu akademik enflasyon ortamında benim alacağım lisans diplomasının veya yüksek lisans derecesinin bir önemi kalmadı. devam etmek zorundayım, ta ki yaşamımın ileri dönemlerinde bir profesör olana kadar. üstelik bu yolda yıllarını vermek ve bu yaşam biçimi benimsemek tamamıyla içime siniyor mu bundan bile emin değilim.

ders çalışmak günahtır, katılıyorum. yapmamız gereken şey çocuklarımızı artık kolaylıkla tahmin edemediğimiz bir geleceğe hazırlamak olmalı. büyüme, gelişme eylemini en başından bir angaryaya dönüştürerek çocukların kendilerini yıpratmalarını sağlıyor, en güzel ve önemli yıllarını heba etmelerine seyirci kalıyoruz. çocukları en başından ilgi duydukları ve yatkın oldukları alanlara yönlendirip çalıştırmalıyız ancak gelir dağılımındaki uçurum bu şekilde kaldığı sürece aileler çocuklarını doktor, mühendis ya da avukat yapmak için dershanelere (evet, kapatılmaları yönünde karar çıkan ama kapanmayan şu dershanelere) elindekini avucundakini vermeye devam edecek. üstelik her zaman olduğu gibi önümüzdeki 30-40 yıl içerisinde de ön plana çıkacak meslekleri tam olarak kestirmek mümkün değilken bunları yapacaklar. yapay zekâ trenini çoktan kaçırdık bu yüzden, çocuklarımız elin japonu, amerikalısı gibi bir fikrin peşine düşüp bilgisayar çağının başlangıcında olduğu gibi ticari atılımlar yapmak yerine devlet memuru olup "kendini garantiye aldı". "salla başı al maaşı" vizyonerliğiyle çözülebilir bir sorun değil bu ne yazık ki. insanların el ele tutuşup birlik olup eğitim sistemini kökünden değiştirmesi ve hayatın bayram olması falan lazım. ütopik.

biliyorum ki bu yazıyı okuyorsanız bu ülkede bu şartlar altında bir yere kadar gelmiş bir insansınızdır. yaşınız fark etmeksizin içinde olduğunuz durumu bir düşünmenizi istiyorum, özellikle ders çalışmak size ızdırap veriyorsa. kendimizi kurtarmamız için fazla bir zamanınız yok. iki seçenek var: alanını sevmeyi öğrenmek ya da alanını terk edip derhal sevdiği alan ile ilgilenilebilecek bir yaşam tarzını bulmak. derler ya, "sevdiği işi yapan ömrü boyunca çalışmaz" diye.

konu ile ilgili vereceğim link, sir ken robinson'ın yaptığı ve gelmiş geçmiş en popüler ted konuşması olan "okullar yaratıcılığı öldürüyor mu?" başlıklı konuşma. birçok dilde altyazısı var, zamanınızı ayırıp dinleyin.
https://www.ted.com/talks/ken_robinson_says_schools_kill_creativity?language=en
0 /