confessions

suzuki san

silver - birinci nesil otta

  1. toplam giri 166
  2. takipçi 0
  3. puan 1130

boys over flowers

suzuki san
dizisi, filmi, animesi olan bir manga. asıl adı hana yori dango dur. her zaman ki gibi koreliler yine japonlardan anime dizi araklamışlardır. işin kötüsü bu eser japonlara ait olmasına rağmen korelilerin yaptığı dizi daha çok beğenilmiş ve tutulmuştur. kore versiyonunu izleyen biri olarak oldukçe beğendiğimi söyleyebilirim. aslında klasik hikaye vardır içerisinde. fakir kız zengin oğlan. lakin japon eseri diyoruz içerisinde tsundere hatun var en başta. karakterler hem acı çekiyor, hem seviyor, bir dolu yanlış anlama silsilesi. hani bazen hem romantik, hem hırçın bir şeyler izlemek istersiniz ya kore versiyonunda bulacaksınız.

animenin kendisini izlemenizi pek tavsiye etmem. zira ben beğenmedim. dizinin yerini tutmadı gözümde. bir de eski çizim tipi var ve görüntüleri iyi değil.

filmini ve japon versiyonu olan dizisini izlemedim. ama en beğenilen korelilerin yapmış oldukları.

cromartie high school

suzuki san
2003 yapımı her bölümü 10dk olan 26 bölümlük absürd komedi animesi. son bölümü ile kendisini trolleyerek benim efsane animeler sıralamama girmiştir.
izlerken akla gintama ve great teacher onizuka gelmektedir. serserilerle dolu bir erkek lisesine başvurmuş olan normal bir erkek öğrencinin yaşadığı durum komedisini izleriz.

animenin içindeki esprileri inanılmaz kaliteli buldum. bilgi gerektiriyor. bu yüzden yeterli bilgi birikiminiz yoksa sizin için sıkıcı bir hale gelebilir.

animenin görüntülerini, müziklerini beğendim lakin seslendirmesi berbat bence. seslendirme sürekli olarak kulağımı tırmaladı ve işin garibi oldukça kaliteli bir seiyuu ekibi var. mesela seslendirmede neyi beğenmedim? adam orda efsane espri yapıyor ama seslendirmede odun gibi duygusuz bir ton var. küfür ediyor sanarsın küfür etmiyorda o an aslında seni övüyor. bunları beğenmedim işte. bu seslendirmelerdeki monoton ses tonu seri bir şekilde izlerseniz bir süre sonra animeyi sıkıcı bir hale getiriyor. bu sebepten animeyi aralıklarla izlemenizi tavsiye ederim.

anime garipliklerle doludur ki zaten tuhaf etiketi de vardır. ana karakter kamiyama olsa da benim esas adamım mechazawa dır. aynı zamanda bu elemanın beta adında bir de erkek kardeşi vardır ki ikisinin seslendirmesine ölüp bitmiş durumdayım. animede tek beğendiğim seslendirme bu iki kardeşe ait.

animeyi izlerken dikkatli olmanızı öneririm. ara ara kendisini trolleyen espriler geçer ekrandan.

kesinlikle izlenmesi gereken bir anime. başta garip gelse de gayet efsane.

golden boy

suzuki san
1995 yapımı türü seinen olan 6 bölümlük eski bir anime. komedi türünde ve epeyce güldürüyor. great teacher onizuka ya benzerdir biraz. ana karakterler benzerdir daha doğrusu konuları değil.

ben animeyi beğendim. eski tip seinenlerden. eski tip seinen nedir peki? erkek karakter sapık ruhludur ancak gerektiği yerde sapıklık yaptığı kadını bile korur, kollar. bu koruma kollama ölümüne dayak yiyecek olsa bile büyük bir yüreklilikle 100 kişiye karşı tek kişi bile olur. hani sapık olmasa çok iyi çocuk diyebileyeceğimiz türden.

baş karekter kintaro dur. akla kintama geliyor evet, ben çok güldüm. her bölüm farklı bir konu işlenir. kintaro için hayatta yaşadığın her deneyim bir derstir. lakin bölümler bizim kintaro nun bir hatunun peşine takılıp iş bulması ile başlar ve bulduğu işlerde edindiği deneyimler konu alınır.

görüntüleri eski olduğu için çok güzel değil. yüksek kalitede izleyin derim. şarkılarını sevdim.

bu animede efsane bir tuvalet sahnesi vardır ki izleyenler için dillere destan. baştan tiksindirici gelse de insan sonradan alışıp gülme krizine giriyor. lakin hayattaki deneyimlerinden ders almayı amaçlayan karakterin bir türlü ders alamayıp tuvalette fantazi kurarken yakalanması çok komiktir.

orenchi no furo jijou

suzuki san
3 dk dan oluşan 13 bölümlük 2014 yapımı bir shoujo kendisi lakin shounen-ai desek daha doğru olur benim gözümde. hatta yanlış hatırlamıyorsam gag. komedisi gayet yerinde bir anime.
konusuna gelirsek tatsumi adındaki bir lise öğrencisi bir gün nehir kenarında deniz adamı olan wataru yu baygın bir şekilde bulur ve evine götürür. tatsumi nin küvetine yerleşen wataru nun yaşattıkları anlatılmaktadır. wataru nun kendisi yeyerince mız mız, şımarık ve garip değilmiş gibi bir de eve arkadaşları gelmeye başlar. zavallı tatsumi hepsiyle ayrı ayrı uğraşmak zorunda kalır. deniz adamı kavramını insan bir şekilde kafasına oturtuyor ancak wataru nun arkadaşları görüntü açısından absürdlük sınırlarını aşmış durumdadırlar.

erkeklerin çok beğenmeyeceğine inandığım ama kadın izleyicilerin de hepsinin beğeneceğini düşünmediğim bir anime. konusunu beğenen meraklısına izlemesini tavsiye ederim. pişman olmayacak.

koi kaze

suzuki san
baştan uyarayım ensest bir ilişkiyi anlatmaktadır. rahatsız olan okumasın.

seinen olan 13 bölümlük bir anime. bana sorarsanız daha çok shoujo. 2004 yapımı, biraz eski olduğu için eski çizim tarzı mevcut. koca koca gözler moe tavırlar görmüyoruz.

konusuna gelirsek birbirini tanımayan abi-kız kardeşin yıllar sonra tanışıp birbirine aşık olmasını anlatmakta. rahatsız olarak izleyeceğimi düşünmüştüm lakin şunu demeliyim ki animeyi sizi rahatsız olacağınız şekilde sunmuyorlar. hatta normal bir hava katıp bazı bazı karakterde suçluluk psikolojisi yaratıp izlediğin şeyi kabullenmenizi sağlıyorlar. işin sonunda şunu bile diyebilirsiniz: evet ya sevgili olun siz.
anime bittiğinde sizi bir merakla ortada bırakıyor bu sebepten mangasını okudum. anime ile farklı olduğunu söylemeliyim. anime depresif bir havada iken manga daha bir neşeli. hatta baya baya neşeli. bu sebepten içimi burkan anime ile manga arasındaki farkı sevmedim. bölümler boyu üzüldüğüm koshiro aslında kız kardeşine aşık olduğu için aman aman öyle kahrolmuş değildi ve abisine aşık olan nanoka animede içine kapanık iken mangada gayet kendinden emin, cevval bir halde. ve işin garibi bu manga 10 üzerinden 9,5 puan almış. şimdi normal sunuyorlar derken ne demek istediğimi biraz daha anlatmışımdır diye düşünüyorum.

animeyi beğendim mi? ne yalan söyleyeyim beğendim. hatta gerçek hayatta rastlasam ne yaparım diye düşündüğümde "herkesin özeline kimse karışamaz" bile dedim kendime. yani bana ne? herkes sevdiğini alsın*

animenin müziklerini beğendim. ending ide oldukça dikkat çekici çünkü bir 5-6 bölüm sonra ending e eklemeler yapıp sizi gülümseten bir hale getiriyorlar. ending den sonra bir de chidori kısmı var ki kaçırılmaması gerekiyor.

bence güzel ve rahatsız olacağını düşünse bile çoğu kişinin garipsemeden izleyeceğine inandığım bir anime.

kaze tachinu

suzuki san
anime film hayao miyazaki ye ait olunca çok bir şey yazamıyorum her zaman ki gibi. üstat hangi eserinde beni hayran bırakmamıştır ki? filmin adeta sloganı olmuş olan "rüzgar yükseliyor" cümlesi isim olarak çok uymuş. lakin miyazaki eserleri duygusal açıdan hiç bu kadar acıtmamıştı. beni derinden üzen bir eseri hiç olmamıştı. ilk kez ağlattı beni. beklentiyi karşılamadı derken sanırım hayranları bunu kast etti. miyazaki da rada üzüyormuş demek ki. gereksiz eleştirilere aldanmadan izleyin derim. miyazaki bu, en kötüsü bile iyinin kötüsüdür.

nazo no kanojo x

suzuki san
izlerken tiksindiğim seinen. bana seinen izlediğine pişman olacaksın deseler inanmazdım. ama ilk kez bir seineni izlemekten hiç ama hiç keyf almadığım gibi tiksindim. işin garibi belki ben kadın izleyici olduğum için tiksindim ama hayranı olan erkek sayısı azımsanmayacak kadar fazla olan bir anime. yine de kolay kolay bir şeylerden tiksinen biri olmadığımı belirteyim ki naif insan muamelesi görmeyeyim. örnek bile verelim önümde biri kussa tiksinmem, elimle ağzını bile silerim gibi.

o zaman bu anime niye beni tiksindirdi? konusu yazılmış ameleliğe gerek yok. hanım kızımız tsubaki salyasını sanki çok lezzetliymiş gibi ham hum şap şup yaparaktan sağolsun mangaka da detaylı bir salya uzatma/ salya aktarımı çizerek alttan da verilen efektle beni tiksindirmişlerdir. ben tiksindirici buldum. neyse tiksinmemi bir yana bırakırsam konu açısından da beğenmediğimi söyleyebilirim lakin tuhaf etiketini sonuna kadar hak ediyor. zira bir salya üzerinden duygular anlaşılıyor, olaylar çözülüyor, nosebleedler yaşanıyor falan tuhaf etiketine gayet uygun şeyler bunlar. sadece salya üzerinden yaşanan aşka anlam veremedim. yani aşk olayı salyaya bağlı. komik. saçma. bence.

ben bu animeyi seinen den çok shoujo ya benzetmiş durumdayım. eski bir anime belki seinenler o zamanlar bu şekilde tasarlanıyordu bilemicem. çok fazla eski seinen izlediğimi söyleyemem. yine de gantz ile berserk ile aynı türe ait olması bana garip ve komik geliyor.

urabeyi anime boyunca watemote den tomoko ya benzettiğimi de söyleyemeden geçemeyeceğim. kesinlikle tip ve düşünsel olarak benziyorlar ama eylemsel olarak değil.

bence seinen sever erkekler farklılık açısından izlemeli ama kadın izleyecilere tavsiye edemeyeceğim. ben sevmedim ki seinen aşığı bir takipçi bunu söylüyorsa nadiren seinen izleyen bir kadın hiç sevmeyecektir.

ao haru ride

suzuki san
ayılıp bayıldığım shoujo anime/manga. dramı komedisi yerinde. animesini izleyenlere kesinlikle mangasını okumalarını tavsiye ediyorum. biraz türk filmine bağlasa da okunası.

bu eseri neden seviyorum? bir kere yapış yapış bir aşk değil aksine zorlu, emek isteyen, gerçek hayata daha yakın bir aşkı bize gösteriyor. bu inanılmaz kendisine çekiyor insanı. anime son açısından tatmin edici olmaktan uzak gıcık edici olmaya yakındır. bu sebeptendir ki ben bu gün tatmin olmuş bir şekilde yazıyorsam mangayı okuduğum içindir. çok uzun değil. hemen bitiyor hatta. kısa bir manga.

karakterlerini çok seviyorum. kou gerçek hayatta rastlayabileceğimiz bir çocuk. anime boyunca futabaya kötü davranmıştır ancak kendine göre sebepleri vardır ve aslında kendi içerisinde bir inceliğe sahiptir. dikkatli izlenirse aslında futabaya naif bir tavır da sergilediğini görürsünüz. zaten konu animede futaba kou aşkından ziyade kou nun psikolojisi ile alakalıdır. aşk kısmını anlayabilmek için bu sebepten manga okunmalıdır. manga bu animenin bir çok kilit noktasını açıklıyor diyebiliriz kısaca.
futaba ise bana göre lisede karakterini yanlış seçmiştir. zaten animede bize bunu da anlatırlar. kendisini bulup kou ya ulaşması bu sebepten biraz zaman alır.
yuri seni hiç sevemedim. inan mangada bile sevemedim seni. bu karakteri bir türlü samimi bulamadım ben.

ova 1 olayların akışı açısından tatmin edici iken ova 2 güldürü üzerinedir.

çizimine gelirsek özgün diyebilirim. makineden çıkmış gibi değil. değişik bir çizim olduğunu insan görür görmez anlıyor. bu bir kalite midir değil midir bilemem ama bende hayranlık uyandırdı.

opening şarkısına bayılmış durumdayım sürekli dinleyip "oshiete" demekten kendimi alamıyorum. zira animeye çok uyuyor o kelime.

tüm olaylar mangada bitiyor. okuyun derim.

ha mangayı okurken insan biraz verem oluyor. kou dengesiz bir tavır sergileyip futabayı ortada bırakıp hatta sırtını dönüp başka bir erkeğe kaptırınca da elinden şekeri alınmış veletler gibi mızmızlanıp "benim olacaksın fıstık" yapıyor. lakin futaba sana kızgınım kou yu neden süründürmedin ha? o değilde bana sorsan diğer çocuk kou ya bin basıyordu. adını unuttum ama çok sevdim seni küpeli. aranan erkeksin futaba değerini bilemedi. kahrolsun bağzı şeyler

blood c

suzuki san
çok beğenmediğim anime. lakin kötü de diyemiyorum. anime başladığında uzun süre olayları anlamıyor ve ne oluyor diye boş boş bakıyorsunuz ekrana. hatta ben kurgu hatası diye düşünmeye başlamış animeyi başarısız görmüştüm. ama en son bölüme doğru parçalar birleşiyor ya animeyi o zaman anlamaya başlıyorsunuz. ben bu olayı saçma buldum. biraz izleyici çok afadersiniz mal yerine koymuşlar. ipucu ver tahmin bari yürütelim. mangakanın aşırı egosu göze batıyor diyebilirim. animeyi sıkıcı hale getiren bu işte.
animede insanı hayran bırakan tek karakter fumito bence. kurguladığı dünya, o hastalıklı beyin gerçekten korkunç. saya yı bu sebepten daha iyi anlıyorum.
sansürlüsünü izlediğim için o çok övülen vahşeti için bir şey diyemeyeceğim.
ova sı da kalite açısından anime diziden farklı değildir. hatta ben ova nın sonunu da beğenmedim.

fumito nun saya ya olan takıntısı ova da ciddi boyutta ortaya çıkar. öyle ki aşkından saya nın kendisini öldürmesine izin verir ancak shoujo lardaki gibi nedir öyle yaprak yaprak ölme şekli? fumito masum ya da sevilesi bir adam değil ki böyle bir romantizm katmak istemişler desem.

kuroko no basuke

suzuki san
shounen olan spor animesi. uzun süredir spor animesi izlemeyen bünyeye iyi gelmiştir. biraz nostaljik gelebilir. slam dunk tan sonra ne kadar iyi bir basket animesi çıkarmış olabilirler ki diyerek başlamıştım ama gayette olmuş. bu biraz bakış açınıza da bağlı. zira basket ve fizik kurallarına aykırı bir yapı ile karşımıza çıkıyorlar. luffy gibi wooow suggeeee de diyebilirsiniz, ne kadar saçmalamışlar da. ben ilkini dedim :d animede hemen hemen her unsur aşırı abartılarak "imkansız" diyeceğimiz şekilde sunulmuştur.

animenin fizik kurallarında saçmalamasını geçersek konusu oldukça alışıldık ve güzeldir. kuroko* adındaki çocuğumuzdan yola çıkar hikaye. onun ortaokuldan sonra dağılmış olan mucize nesil üyeleri ile maçlarını izleriz. shounen de hep bir arkadaşlık, dostluk, didaktiklik vardır ya bu anime aşırı didaktik bir yapı içermesine rağmen sıkmaz. didaktik yapısını animenin bir parçası olarak gösterir bize.

animede cool adamlar vardır. tatsuya himuro, teppei kiyoshi gibi. shounen izlediğinizi gayetten hissettirirler. aynı zamanda bol bol kas, vücud görürüz. maçı yapanlar japon olmalarına rağmen 2m yi bile geçenler vardır, izlerken bunu bari yapmasaydınız dedim. anime erkek dolu olduğu için kadın izleyicileri daha bir çekiyor diye düşünüyorum. zaten gördüğüm kadarı ile erkeklerden daha çok kadın izleyiciler yorum yapmış, övmüş.

animenin müziklerini oldukça beğendim. görüntülere gelirsek oldukça değişkendir. misal izlemeden basket potasını çok dandirik çizdiklerini düşünmüştüm ancak görüntüyü ilk gördüğümde acaba çizmediler de resim falan mı eklediler dedim. inanılmaz mükemmel bir basket potası çizimleri vardı.ama buna rağmen kimi yerlerde görüntüler çok kötüdür.

manga her ne kadar bitmiş olsa da bakuman tadında devam edecek gibi bir his var içimde. zira popülaritesinde bir düşüş yokken neden bir anda bitirdi anlamak zor. gerçi death note tadı vermek istemişte olabilir mangaka

kamisama no inai nichiyoubi

suzuki san
beni içerisindeki ütopya açısından inanılmaz etkilemiş anime. yoksa anlatılış şekli, hikayeye dökülüşü aman aman çok güzel değil. konusu nedir? tanrı dünyayı ve insanları yaratmışdır. ancak bir süre sonra insanlardan öyle sıkılır ki onları terk eder. korkunç bir senaryo. çünkü tanrı sadece insanları terk etmiştir. doğayı, hayvanları, dünyayı ya da evreni değil sadece insanları. bu sebepten artık insanlar son 15 yıldır üreyemez ve ölemez hale gelmiştir. tanrı insanlara acıdığı için mezar bekçisi adını verdiği varlıkları dünyaya yollamış ve ölmek isteyenlerin gömülerek ölmesine izin vermiştir. dualar kabul olmuyordur, kabul olan dua ise çok uçuk* bir dua oluyordur. kısaca içerinde bir dolu kurgu hatası mevcut. ben dediğim gibi sadece konuya hayran kalmış durumdayım.

animede yaratılan dünyaya aykırı olan ai adında bir kızımız mevcuttur. zira tanrı dünyayı terk ettikten sonra dünya kötü, pis, çirkinlik dolu bir halde iken içerisine temiz bir ai konulmuştur. bu tezat güzel durmakta. güzel mesaj vermekte.

konu işleniş bakımından bir kaliteye sahip değil kopuk kopuk. bir anda baş karakter sandığınız kişiyi öldürebiliyorlar. ve ai karakterine yükledikleri görevler, yaşattıkları bir hüzün yaratıyor.

bu animeyi herkesin anlayabileceğine inanmıyorum doğrusu. içerisinde felsefik bir anlatım ve mistik unsurlar var. felsefik düşünemeyen bir insan için bu anime sıkıcı olmaktan öteye geçmeyecektir. bu sebepten hakkında çok olumsuz yorum okuyabilirsiniz.

12 bölüm ve bir ovadan oluşmasına rağmen çok fazla karakter girer çıkar animeye. ancak benim en karizmatik bulduğum eleman hampnie hambert dır. biraz zero* ya benzemekte kendisi ki üzerinden karizmalar akan ilginç bir karakterdir. animeyi tek başına götürecek yapısı vardır.

müzikleri sıradan. görüntüler ise beğenilesi benim için. mistik unsurlar yaratmak için görsel efektler kullanmışlar ki taktir ettim doğrusu. ışıltılar falan güzeldi.

hampnie hambert karakterinin öldürülmesine çok sinir oldum. zira animeyi baştan sonra götürebilecek adamı tam orta yerde öldürdüler ya şok oldum kaldım öyle. adamdan karizma akıyor, ölümsüzlüğü falan efsane olmuş. animenin tanrısı ayrı tırt zaten. hampnie hambert dua edip ölümsüzlüğü dilesin duasını kabul et. sonra pişman olup "beni öldür tanrım" dedi diye öldür. ohh tanrısına bile gıcık oldum. sen bari tutarlı ol.

love stage

suzuki san
başlarda shounen ai olan sonradan yaoiye sarmış manga. aylardan beri animesi çıkacak diye bekliyoruz. artık beklemez oldum. gerçi japonyada yayınlandı sanırım. öyle sakin ve shounen-ai değil gibi başlar ki herhalde yanlış başlığa tıkladım falan dersiniz. sonrasında bir shounen-ai ve yaoi ye sarar. her ne kadar çizimlerini sevmiyor olsam da konusu oldukça hoşuma gidiyor. özellikle bu yaoi ve shoune-ai lerdeki "ben gay değilim ki" diyen seme karakterleridir beni benden alan. biraz abartılı bir kabullenme duygusu yaşıyor karakterler ki bu da hani güldürüyor. saçmalattı diyemem. güzel mangadır kısaca uke si her ne kadar kız görünümünde çizilmiş olsada erkek gibi giyinir ve erkek gibi davranır.
izumi nin abisinin küçük kardeş kompleksi gülmekten öldürür. adam japonya nın en ünlü şarkıcılarından biridir ama kardeşini görünce dünya umrunda olmaz.
bir de bunun back stage serisi vardır. izumi nin abisi ve menejeri arasında geçen ilişkiyi anlatır kısaca anne baba hariç mangada geriye kalan herkes gay dir diyebilirim.

mitsudomoe

suzuki san
son zamanlarda eğlenerek izlediğim sliece of life, comedy ve seinen tarzı ortaya karışık olan, mangası gag olarak geçen anime.
konusu üçüz olan ortaokullu kızkardeşlerin okul ve günlük hayatına dayanmaktadır. aynı zamanda animenin bir diğer önemli karakterleri sınıf öğretmenleri olan satoshi yabedir. sürekli olarak anime boyunca öğretmen ve üç kız kardeş sebebi ile etrafa karşı yanlış anlaşılmalar dolu konuşmalar geçer. bu üçüzlerin anneleri yoktur ve sapığa benzeyen bir babaları vardır. babaları sürekli olarak polisler tarafından alınır götürülür, kimi zaman kızlar babaları olmadığını iddia ederler.
kızların hepsi birbirinden farklı kişiliklere sahiptir. birisi çok havalı ve herkesi eziklemeye çalışan bir karaktere sahiptir. bir diğeri çok güçlü ve saftır, babasına aşıktır. üçüncüsü ise asosyal, kitap* hastasıdır. bu üçü arasıdaki iletişimde çok komiktir. bu kadar farklı özelliklere sahip kardeşler arasında korkunç bir diyalog vardır. hani birbirlerini sevdiklerinden şüphe edersiniz.
animenin erkek çocuk karakterleri de çok überdir. birisi beyfendi bir yapıya sahipken diğeri tam bi sapık ruhludur. sapık ruhlu olan beyfendi olan çocuğu sürekli olarak karalamaya çalışır, sende bizdensin, hepimiz sapığız modeli yapar.
aslında izlerken öyle eğlendim ki nasıl övsem şu an bilemiyorum. her bölümü neredeyse kahkaha ile izledim.
yalnız ufacık minicik bir rahatsız ediciliği olabilir seinen tarzının çocuklar üzerinden gösterilmesini ben pek beğenmiyorum. misal seinen olarak neler var derseniz çok afedersiniz sürekli bir "meme" ve "külot" muhabbeti dönmekte ki sonra diyoruz bu pedofililer nerden çıktı. bence animenin tek olumsuz kısmı bu idi.
çizimleri standart anime görüntüleridir. ben şarkılarını pek beğenmedim.

edit: anime toplam 2 sezondur. ilk sezon 13 bölüm ve bir adet dvd bölümünden oluşur. 2.sezon ise 8 bölümdür.

sensei wa dummy

suzuki san
bu manga konu olarak çok güzeldir ancak kafa karıştırır biraz. hidoku shinaide mangasından nemugasa ya benzeyen shuu adlı hikaye yazarımız çok fazla bölüm olmaması sebebi ile okurken hep nemugasa hissi yaşatmıştır. bir de beyne uke olarak kodladığın hassas, naif adamı kaba saba ve seme olarak görmek biraz "ne oluyor yeaa." dedirtiyor.
yunogi bu mangada en üzüldüğüm taraftır. karşısında gayetten kendisini beğenmiş, egosu yüksek, az biraz sorunlu ve her an üzerine atlamak üzere hazır bekleyen bir shuu vardır. işi gayetten zor hem shuu gibi davranmak zorundadır, hem shuu nun ev işlerini yapmak zorundadır, hem shuu nun işlerinden de anlamak zorundadır tüm bunlar yetmezmiş gibi shuu nun kaprisleri, dengesizlikleri de eklenince manga inanılmaz ilgi çekici bir hale geliyor. ancak ne yazık ki @1 in de belirttiği gibi yıllardır beklenen bir manga. tam olaylar başlayacakken yarım kalması daha gıcık edicidir.

nekota yonezou meraklısı okusun derim, yoksa yarım kalmış mangayı okumanın güzel de olsa pek bir numarası yok.

doushitemo furetakunai

suzuki san
ahh rasenya bana bunları neden yapıyorsun? yatayım diyorum, bakıyorum shounen-ai, yaoi başlıklar. uykumun katilisin (:

çok sevdiğim serilerdendir. arada dönüp dönüp okurum. ne yazık ki çoğu shounen-ai, yaoi ler gibi kısadır. yoneda kou yu çok severim. tüm eserleri ayrı güzel bu mangakanın. ayrıca çizimlerine ayrı bayılıyorum. özellikle karakterlere verdiği jest ve mimikler çoook güzeller. hemen hemen tüm eserlerinde bir diğerine gönderme görürsünüz.
yanlış hatırlamıyorsam onoda san ile deguchi san ın ilişkilerini ara ara diğer serilerine de eklemiştir.

yaoi nedir? shounen-ai nedir? az buçuk bunu anlatabilen bir mangaka eseri olduğu için okunması gerektiğine inanıyorum. hele ki ilk başlayanlara tavsiye edeceklerimden.

kuroshitsuji book of circus

suzuki san
izlerken yine pek bir beğendim. diğer serilerden farklı bir yapısı vardı. misal diğerlerinde her bölüm bir yemek, çay tanıtımı olurdu ama bu sefer yoktu. ciel ve sebastian arasındaki shounen-ai ilişkiyi bu sezonda sadece bir bölümde gördüm. bu sezonda animenin güldürü unsuru olan adamlarını nadiren görüyoruz. grell, undertaker gibi. oldukça üzülmüş olsam da bu duruma animenin güzelliğini değiştirmedi. bir olayın peşine düşüp biraz dedektiflik hikayesi tadı verse de ciel de bulunan ego, karizma, küstahlık, bishounen özellikleri bunları alıp götürüp kyaaa! moduna bağlatıyor insanı.en beğendiğim bishounen erkeği. özellikle çocuk olmasından dolayı mangakanın giydirdiği kıyafetleri çok beğeniyorum. fiyonklarla, fırfırlarla, kurdelalarla dolu kıyafetleri beni benden alıyor. pekte yakışıyor.

bu sezonda buyurgan ciel yanında epey korkmuş bir ciel de görmüş olmak hoşuma gitti. zira üstün bir küstahlığa sahip bu çocuk deli bir özgüveni varmış gibi davransa da öyle olmadığını izlemek güzeldi. sonuçta bir çocuk. bazı eksiklikleri, korkuları olmalı.

sebastian a gelirsem beklediğim etkiyi yaratmadı ancak ekranda görmesi güzeldi. takıldığım "akuma" kelimesinin çevirisi oldu sayesinde. "çünkü ben lanet bir uşağım" derken "akuma" demekte ki "şeytan" manasına geldiğini bilen bende biraz anlam karmaşası yarattı. çeviri mi yanlıştır yoksa kelimenin birden fazla anlamı mı vardır? biri aydınlatmalı.

müzikleri oldukça güzeldi. görüntüsüde beklenen anime görüntüleridir. konusudu da çok hoştu. seriyi daha önce izleyenlerin beğeniceğine inanıyorum.

bir de belirtmeden geçmeyeyim ki bu seri diğer serilerden bağımsız gözükse de karakterlerin tavırlarını anlamak açısından ilk ikisinin izlenmesinde fayda var.

junjou romantica

suzuki san
kült olmuş yaoi manga, shounen ai animedir. yaoi okuyamam, shounen-ai izleyemem, sevemem diyen bana kapak yapan 2. animedir. shungiku nakamura adlı ablamız tarafından çizilmektedir. daha iyisini izlemek isteyen yine bu ablamıza ait olan sekai ichi hatsukoi yi kaçırmamalıdır. en az 25 kere falan animesini izlemiş abartısız 100 kere falan da mangasını okumuşumdur. animenin adının türkçe karşılığı "saf aşk" anlamına gelir ki konusu ile alakalıdır. hayatımda izlediğim en iyi shounen-ai ve okuduğum en iyi yaoi mangalardan ikincisidir.
3 farklı gay çiftin romantik aşk hikayeleri anlatılır. oldukça romantik, duygusal, komik ve hüzünlendirici bir animedir. fangirl lere bol bol nosebleed yaşatır. animede doğru düzgün öpüşme sahnesi bile göremezken mangada olaylar başını almış yürümüştür. içerisinde konu dışında sevişme sahneleri de vardır. ilk okurken garip gelebilir ama insan sonradan alışıyor. zaten soft yaoi bu. hard yaoi okumadıysanız buraya gelip kötülemeyin derim. 60 sayfalık mangada en fazla 4-5 sayfa sevişme sahnesi olur bunda. hard yaoilerde ise 60 sayfanın en az 40 ı sevişme sahnesi doludur. manganın ilk sayfalarında çizimler biraz kötü gibi gözüksede inanın çoğu yaoi çiziminden çok çok iyidir. zaten bi 10 cilt sonra çizimler inanılmaz derecede güzelleşiyor. aşırı detay çizimler vardır ki her mangada göremezsiniz. öyle dandik tarama falan dolu değildir. özenilerek çizildiği çok net göze çarpar.

animenin en has ve marjinal adamı usami akihiko dur. evin içinde takım elbise ile gezer, çok bakımldır, sürekli sigara içer, sürekli uykusuzdur ve yarı uyur yarı uyanık gezer, sürekli olarak "misakim bitti" diyerek misakiye saldırır, yatak odası oyuncaklarla doludur, asosyaldir, çok ince düşünür ve duygusaldır, gerçek hayattan o kadar uzaktadır ki gerçek hayat ile ilgili çoğu olguyu bilmez,aşırı egoisttir, yazar olmasından kaynaklı hazır cevaptır ve inanılmaz derecede bencildir öyledir ki yaoi romanlarında misakiyi kullandığında misaki kendisine kızar ve " nasıl benden izinsiz beni kullanırsın" dediğinde gayet kendinden emin jest ve mimikler ile net bir şekilde "çünkü canım öyle istiyor" der. onu inanılmaz sevimli yapan unsurlarda hep bunlardır. gayettente yakışıklıdır. kendisinin oyuncak ayı takıntısı vardır ve evinde bir odası oyuncak ayılarla doludur. nerdeyse boyuna yakın suzuki san adında bir ayısı vardır ve evin içinde nereye giderse yanında götürür, geceleri bile ona sarılarak uyur. suzuki-san ın başına bir şey geldiğinde bakınız ne oluyor :)

bu adamın elinden kitap yazmak dışında hiç bir şey gelmez. bu adamın gay olmayan gerçek bir versiyonu ile evlenmek istiyorum.

he bu arada buraya gelip "ıyk yaoi imiş, shounen-ai imiş, iğrençsiniz" diye gelip yazan bir erkek olmasın. bi zahmet izleyeceğiniz animenin türü ne imiş bakın. yaoi 20 yaş ve üzeri bayanlar için çizilen aşırı romantik, kadınların erkeklerden bekledikleri şeylerin çizildiği hikayelerdir. yuri ve ecchi anime izleyip beni eleştirmesin kimse. ben sizinkini anormal bulmuyorsam sizde bizimkisini anormal bulamazsınız. sonuçta türlerin amaçları belli.

miwaku shikake amai wana

suzuki san
3 bölüm oluşu ile tadı damağımızda kalmıştır. gözümde nekota senseinin yarım bırakarak bitirdiği büyük bir hatadır. nekota sensei takipçileri bilir ki 3 bölümde nekota bize bir şey vermez en az 5 bölüm gereklidir ama japonyada sevilmedi ki devamı gelmedi. üzüldük sensei, hemde çok *

ha bu animenin ben dişisel noktasına takılmışımdır.

gereğindan fazla cüretkar bir seme si vardır bunu geçiyorum ama seme yi ince topuklu kadın ayakkabısı ile görmek beni benden almış yaoi manga tanımlarıma bir yenisini ekletmiştir. yine de yanlış olduğunu düşünüyorum sonuçta seme / uke kavramında o topukluyu uke giyerdi. hoş net çizgiler ile kim uke kim seme belli edilmemiştir ama çizimlerden yola çıkıldığında bulması zor değil.
azıcıkta sado-mazo luk vardır içerisinde.


ben sevdim, yine de hevesinizin kursağınızda kalacağını bilin.

castle mango

suzuki san
okurken bunalımlardan bunalımlara sürüklendiğim manga. bittiğini bile anlayamazsınız. hatta manga siteleri bile anlayamadı yeni cilt beklerken biz bitti diye duyurdular. sonu hem yarım kalmıştır hem bu mudur dedirtir? içinde barındırdığı bunalım, dram baymaz ama merak ettiğiniz için sizi kendine doğru çeker.
karakterlerin tutarsız tavırları, bir türlü net olayamayışları beni okurken çıldırtıp her seferinde bir dahaki sayıda kesin mangaka istediğimi çizecek hissi yarattı. yoov kesinlikle öyle olmadı. bu açıdan mangaka yı tebrik ediyorum. ze den sonra sanırım moralimi en bozan mangalardan.
ben bu tarz konuları sevmiyorum. mutlu son olmalı benim mangamda. "ve sonsuza kadar mutlu yaşadılar." yoksa manganın başarılı olmadığını iddia edemem.
çizimler biraz karışıktır ama kötüdür diyemem. dram severler okusun derim.
0 /